Televizyonda Korku ve Şiddet Unsurunun İşlenişi

 


Konu:
Televizyonda  Korku ve Şiddet Unsurunun İşlenişi

Anahtar Kelimeler:Korku ve Şiddet,Televizyon,Şiddetin Meşrulaştırılması ve Popülerliği

ÖZET

Korku ve şiddet kavramları hem insanı hem de  toplumun kültürünü etkisi altına almaktadır.Bu kavramları televizyon,bilgisayar,telefon,medya vs. gibi gündelik yaşamın parçası haline gelen  araçlarda görmek mümkündür.Şiddetin korku kültürünün oluşumuna zemin hazırlaması yadsınamaz bir durumdur.Televizyondaki şiddet ve korku unsurlarının işlenişi,zarar verici etkileri ve bunların önlenmesi için yapılabilecekler bu araştırmanın konusunu içermektedir.Şiddeti meşrulaştıran televizyon yayınlarının içeriklerine eleştirel bir bakış açısıyla bakıp,sorgulamak şiddetin birey üzerindeki etkilerini en aza indirecektir. Şiddetin ve korkunun insana bütün yönlerden verdiği etkiyi açıklamak,şiddetin anlaşılması,farkındalığın oluşturulması,bilinçli izleyiciler ve yayıncıların toplumun kültürünü başarılı bir biçimde yansıtmaları şiddet ve korku olgusunun arka planda tutulduğu bir dünyanın yaşanmasını sağlayacaktır. İzleyicilerin televizyondaki şiddet ve korku unsurlarının bireydeki etkilerini,acımasız dünya sendromunu,duyarsızlık gibi olumsuz bütün durumları öğrenip,bilinçli bir izleyici olmaya çalışması,bu etkiden kişiyi koruyacak  önlemlerdendir.Bu araştırmanın da amacı bu kapsamda televizyon izleyicilerini ve yayıncıları bilinçli davranmalarına katkı sağlamaktır.

GİRİŞ

Korku, tehdit anında hissedilen bir gerilim,kaçma dürtüsü,kaslarda gerçekleşen bir gerginlik;algılanan tehlike karşısında oluşan belirtilerdir,bunlar duygusal bir uyarılma durumunu oluşturur.Doğuştan gelen bir korku yoktur.Korkular sonradan öğrenilir ve yeni bir korku oluşunca eski korkular değişmekte ya da  yok olmaktadır.Korkunun kalıtımsal yönünden bahsedilebilir..Çünkü kalıtımsallığı psikolojik süreçlerin hepsinde görmek mümkün.Korku da yapı itibariyle bir kısmı kalıtımsal olup bir kısmı  çevreseldir.Christophe Andre korkunun normal bir duygu olduğunu belirtir,bu duygudan utanılmaması gerektiğini,korkunun davranışları besleyen,güçlendiren  bir unsur olduğunu söylemektedir.Tehlikelere karşı savunmacı bir yapı kazandırması açısından korkunun yaşanması gerektiğini savunur.

Korkmak doğaldır.Mesele korku hissetmeye başlamak değil,korkuya verilen tepki ve korku karşısında paniklemektir.Dolayısıyla çözüm,korkuyu engellemek değil,neye mal olursa olsun korkudan korkmamayı öğrenmek ve düzenli biçimde onu denetleme alıştırmaları yapmaktır.Böylece yavaş yavaş korkunun etkili olması engellenecek ve yoğunluğu azaltılacaktır. (Andre, 2019)

KORKU ÜZERİNE YAPILAN DENEY VE DEĞERLENDİRMESİ

Küçük Albert Deneyi

Korkunun doğuştan gelen bir dürtü mü yoksa sonradan kazanılan bir refleks mi olduğu sorusunun cevabını bulmak için davranışçılık ekolünün kurucusu John B.Watson ve öğrencisi Rosaline Taylor,bunun deneyini 9 aylık olan bebek Albert’te denemeye karar verirler.Deneyin başında duygusal testlerden geçen bebeğe daha önce hiç karşılaşmadığı nesneler gösterilir.Bu nesneler;bir beyaz fare,maske,tavşan,kağıt parçalarıdır.Bebeğin bu nesnelere koşulsuz tepki gösterip,göstermeyeceğini incelerler.Sonuçta ise bebek bu nesnelerin hiçbirinden korkmaz,nesnelerle mutlu ve gülümsemektedir.Deneyin 2.kısmında ise bebeği sadece bir bez yatak bulunan boş bir odada değerlendirirler.Bebeğin kaldığı odaya beyaz bir fare koyarlar.Deneyin sonucunda Albert bu fareden de korkmamakta,fareyi sevmekte  ve gülmektedir.3.kısımda ise rahatsız edici bir ses mekanizması kullanırlar.Fareye her dokunulduğunda iki demir çubuğun birbirine değdirilmesiyle çıkan rahatsız edici bir ses karşısında Albert ağlama tepkisi gösterir.Fareye her dokunmasıyla aynı sese maruz kalan küçük Albert,fareye karşı bir korku ve endişe duymaya başlar.Fareyi korku unsuru olarak görür bunu böylece öğrenmiş olur.Deneyin bu sonucunda ise bebek artık beyaz ve tüylü bir nesne karşısında korku hissedip,ağlamaktadır. Albert tavşan,peruk,noel baba maskesi,tüylü canlı olan tüm nesnelerden artık korkmaktadır.Başlarda çok sevdiği fare,deneyden sonra Albert’in korku nesnesi durumuna geldi.Pavlov’un geliştirmiş olduğu Klasik Koşullanma deneyine dayanan bu küçük Albert deneyi,etik açıdan tartışmalı bir konu iken bir yandan da korkunun sonradan kazanılan bir refleks olduğu,korkunun doğuştan gelmediği ve korkulan nesnenin benzerlerine de aynı tepkilerin verilmesi,nesnelerin genelleştirilmesi sonucunu ortaya çıkarmaktadır. (Psikolog, 2017)

Şiddet,öfke ve düşmanlık duygularının nesnelere ya da kişilere yönelik eylemi,yıkıcı etkileri olan davranışın,duygunun ya da dürtünün gücüdür.Şiddet sosyo-kültürel perspektifte incelendiğinde;kişi veya bir toplumun sembolik,kültürel,fiziki,ahlaki bütünlüğüne karşı başka birey  ya da grupların fiziksel veya verdiği psikolojik zararlar olarak tanımlanabilir.Şiddetin bu perspektif üzerinde etkili olduğu faktör sosyal ilişkilerdir.

Nöropsikolojik perspektifte şiddet;Beyinde hasar ya da bozuklukların oluşması ve bu hasarların oluştuğu bölgeyle ilişkili davranış bozukluklarına sebep olması,özellikle Anti-Sosyal Kişilik bozukluğu olan bireylerde şiddet eğilimi yüksektir.

Dsm-5 tanı ölçütleri kapsamında Anti-Sosyal Kişilik Bozukluğu:

“Sık sık yalan söyleme,takma adlar kullanma ya da kişisel çıkarı ya da zevki için başkalarını dolandırma ile belirli düzmecilik(sahtekarlık).

Sık sık kavga dövüşlere katılma ya da başkalarının hakkına el uzatma ile belirli olmak üzere sinirlilik ve saldırganlık.

Başkasını incitmesi,başkasına kötü davranması ya da başkasından çalması durumunda aldırmazlık gösterme ya da yaptıklarına kendince bir kılıf uydurma ile belirli olmak üzere vicdan azabı çekmeme(pişmanlık duymama).” (Köroğlu, 2014)

ŞİDDETİN TÜRLERİ

1.Psikolojik Şiddet

Bireyin yaşam kalitesi ve sağlığını olumsuz yönde etkileyen davranışlar,kişinin incitilmesi,sosyal ilişkilerinin engellenmesi,zedelenmesi,kişinin tehdit ve baskı altında bırakılması psikolojik şiddet olarak tanımlanmaktadır.

2.Fiziksel Şiddet

Bireyin bedenine acı verecek ve yaralayacak şekilde doğrudan uygulanan vurma,tekmeleme,silah ya da kesici aletlerle zarar verme gibi eylemlerin yaşandığı sürece fiziksel şiddet denir.Fiziksel şiddet yaşayan bireylerin psikolojik şiddet sürecinden de geçtiği söylenebilir.Kişinin kendisine yönelik yaptığı intihar eylemleri de fiziksel şiddete girmektedir.En sık görülen ve anlaşılması kolay olan bu şiddet türünü televizyonda;haber bültenlerinde,reality programlarında,dizilerde sık görmek mümkün.

3.Ekonomik Şiddet

Bireyin ekonominin güç kaynaklarını kullanımında zorluk çekmek,bu kaynakları tehdit ya da baskı aracı olarak göstermek ekonomik şiddeti ifade etmektedir.Ekonomik durumu düşük bireylerin şiddet eğilimlerinin yüksek olduğu söylenebilir.Kendi barınma ve beslenme ihtiyaçlarını karşılayamayan kişinin saldırganlık dürtüsü yüksek olmakta ve şiddeti bir çözüm aracı olarak görmektedir.

4.Cinsel Şiddet

Cinsel şiddet,genellikle fiziksel şiddeti de içinde barındıran,cinsel içerikli söz ve tutumlar,cinsel ilişkiye zorlanılması vb. gibi eylemlerin gerçekleşmesi cinsel şiddet olarak tanımlanmaktadır.Günümüz toplumunda çocuktan,kadına,hayvana kadar gerçekleşen televiyon haberlerinde  de gündemden düşmeyen konulardan olmuştur.

5.Sözel Şiddet

Bireyin aşağılanması,küçümsenmesi,azarlanması,bağırılması vb.sözle gerçekleşen bir şiddet türüdür.Sözel şiddete başvurmanın temel sebebi kişide korku duygusunu uyarmaktır.Bu şiddet türünün çoğu eylemi psikolojik şiddeti de içermektedir.

DÜŞÜNÜRLERDEN ŞİDDETİN PSİKOLOJİK KÖKENLERİ

Psikanalitik kuramın kurucusu Sigmund Freud’a göre saldırganlık içgüdüsel olup bütün insanlarda bulunur.Boyutu ve gösteriş biçimi kişiden kişiye değişiklik gösterir.Bu içgüdüyü ortadan kaldıran öğeleri de libidonu görevi sayar. Le Bon saldırganlığın toplumların doğasında var olduğunu ileri sürmüş ve bunu da ırksal bilinçaltı sayesinde aktarıldığını savunur.Erich From’a göre saldırganlığın olumlu ve olumsuz iki boyutu bulunmaktadır.Olumlu olanı insanın kendisini savunmaya dayalı olduğu saldırganlık, olumsuz olanı ise kötü huylu olanıdır. Bireysel psikoloji ekolünün kurucusu Alfred Adler eksiklik duygusu terimini de ortaya atarak saldırganlığın toplumsallık duygusunun eksik olmasından kaynaklandığını savunmaktadır.Bu duygunun eksik olması bireyi yaşamın olumsuz taraflarına çekmektedir.Bir gruba üye olmak,kendini dış dünyadan soyutlamaktan kurtaran insanlar normal davranış sergilerken,başaramayanlar ise normal dışı davranış sergilerler. (Kırel, 1995)

ŞİDDETİN NEDENLERİ

Psikolojik nedenler:

Psikolojik sebeplerin başında engellenme teorisi gelmektedir.Engellenme;saldırganlığa her zaman yol açtığını ve her saldırganlığın,daha öncesinde bireylerin bir engellenme yaşadığı söz konusu bir  teoridir.Bu teoride şiddet içerikli bütün suç davranışlarının temelinde bu ya da şu türden engellenmelerin olduğunu söylemektedir. (Budak, 2017)

Acımasız dünya sendromundan dolayı insanlar,televizyonda şiddetin farklı ve yeni stillerini öğrenmekte,öfke ve saldırganlığa karşı engelleyici kontrol mekanizması devre dışı olabilmekte bu durumda insanların duyarsızlaşmalarına,şiddete ve saldırganlığa yönelmelerine yol açmaktadır.

Biyolojik Nedenler:

Hormanlar ve cinsiyetin biyolojik kaynaklarda belirleyici olmasının sebeplerinden biri yapılan çalışmalar sonucu erkeklerin androjen hormon düzeyinin saldırganlıkla ilişkili olduğunu saptamalarıdır.Kadınlık hormonu olan östrojeninde kavgacılıkla ilişkili olduğu ifade edilmektedir.Saldırganlığın cinsel uyarılmayla da ilişkisi bulunmaktadır.Hayvanlarda ve insanlarda bu dürtünün düzeyindeki herhangi bir anormallik saldırgan davranışlara sebep olabilmektedir.Bir diğer biyolojik sebep ağrılardır.Fiziksel bir acı ya da herhangi bir ağrı insanlar üzerinde zarar verici ya da incitici davranışlarda bulunma gibi bir etki bırakabilmektedir.Kullanılan ilaçlar,uyuşturucu ya da alkol gibi maddeler de insanı biyolojik açıdan etkilediği için yan etki olarak saldırganlık ya da sakinleştirici etkiler yaratmaktadır.Beynin anatomik yapısı da bu anlamda belirleyicidir.Korku ve öfke gibi duyguların oluşumu beynin yapısında bulunduğundan;beyinde bu bölgelerde problem yaşayan insanlarda saldırganlık davranışları gözlenmektedir.

Sosyal Nedenler:

Sosyal nedenlerin kaynağında toplumsal kurum ve kuruluşların sağlıksız işletilmesi,özellikle aile ve okullarda yaşanan herhangi bir aksaklık ya da şiddete maruz kalınması bireyleri etkisi altına alacaktır.Bazı toplumların şiddet uygulayıcı maddelerin(silah,patlayıcı ve kesici aletler vb.)üretmeleri,bunlara kolay bir şekilde ulaşabilmeleri de şiddetin önüne geçilemez bir durum haline gelmektedir.Çok çocuklu aile yapısı ve maddi imkansızlıklar,şiddeti kültürün bir parçası olarak gören toplum yapısı,kan davaları,çete üyeleri,alkol ve uyuşturucu kullanımının yaygın olduğu buna erişiminde kolay olduğu  toplumların varlığı şiddeti de beraberinde getirmektedir.

Çevresel Nedenler:

Çevresel nedenlerde;hava kirliliği,kimyasal ürünlere maruz kalınma,kişinin uyarılmasına sebep olmaktadır.Gürültü ve rahatsız edici sesler insanın öfke kontrol mekanizmasını devreye sokmakta ve bunun kontrolünü sağlıklı bir biçimde yaşayamayan insanlarda saldırganlık davranışları gözlenmektedir.Kalabalık ortamlarda bulunmak da bir diğer sebep olarak gösterilebilir.Çünkü insanlar kalabalık yerlerde işlerini kolay yürütemeyebilir,çeşitli zorluklarla karşılaşabilirler bu anlamda insanların agresif bir tavır takınmaları normal karşılanır.Fakat bunun düzeyi saldırganlıkla ilişkili olduğundan şidddete de sebep olabilmektedir. (İşıker, 2011)

ŞİDDETİN ETKİLERİ

Psikolojik olarak;çaresizlik,korku,utanç,endişe,güvensizlik,üzüntü,öfke,içe kapanma,suçluluk vb. yaşanan duygulardır,bunun haricinde uyku bozuklukları,beslenme bozuklukları,cinsel şiddet sonrası cinsel isteksizlik,intihar düşünceleri gibi etkileri olmaktadır.

Fiziksel olarak;Kalıcı izler,yaralanmalar,istenilmeyen gebelikler,sakat kalmalar,cinsel yolla bulaşan hastalıklar vb gibi etkileri olmaktadır.

Sosyal olarak;Aile,arkadaş ve iş yaşamında bozuk ilişkiler,gerginlikler buna bağlı olarak korku,çekingenlik ve yalnız hissetmek gibi etkileri bulunmaktadır.

GELİŞME

KORKU VE ŞİDDETİN TELEVİZYONDA İŞLENİŞİ

Şiddetin televizyonda kısa süre  tutulmaması ve abartılara yer veren şiddet içerikli sahneleri gerek haber bültenlerinde gerek dizilerde gerekse de çizgi filmlere kadar görmek mümkün.Bu anlamda şiddet ;televizyonda bir araç olmaktan çok amaç haline gelmiş durumdadır. Televizyondaki görüntüler gerçek olmayan fakat gerçeğin bir göstergesi olarak nitelendirilmektedir.Şiddet ise bazen üstü örtülü bazen de açık bir biçimde bir şekilde yansıtılır.Özellikle fiziksel şiddetin yoğun olduğu bu göstergeler toplumların dikkatini çekmekte ve saldırganlığa özendirici bir tavır takınmalarına sebep olmaktadır.Gündelik hayattaki gerçeklik ile televizyondaki dünyanın gerçekliği arasında çok fark vardır.Örneğin;Televizyonda bir günde izlenen sayısız şiddet gösterimleri günlük hayatta rastlanan durumlar değildir.Bu anlamda televizyondaki gerçeklik dünyası ile hayatın gerçekleri bir tutulmamalıdır.Televizyondaki şiddetin gösterim şekilleri farklıdır.Örneğin;çocuk yayınlarında şiddet eğlendirici unsurlar içerilerek yansıtılır.Çocuğa verilmek istenen mesaj aslında iyilerin hak mücadelesindeki zaferi ,kötülerin ise bu mücadeleyi kaybedeceklerini göstermek fakat bunun yanlış yansıtılması çocuk üzerinde şiddeti özendirici ve şiddeti meşrulaştırıcı etkiler yaratmaktadır.Televizyondaki korku unsuru şiddet gösteriminden kaynaklanır.Şiddet yayınlarını izleyen sessiz,çekingen bir çocukta içe kapanıklık ve bir korkaklık ruh halinin oluşumuna zemin hazırlamaktadır.Televizyondaki şiddetin bir diğer etki kurbanı ise kadınlardır.Bu şiddetin açık ya da örtülü her şeklini televizyon yayınlarında görmek mümkün.Şiddetin geleneksel bağlamsal ele alınıp,bu tür sebeplere dayandırıp izleyicilerde bu şiddetin haklı ya da gerekli olduğu izlenimleri oluşturulmaktadır.Kadına yönelik şiddet aşağılama,küçük düşürme,taciz,tecavüz,kaçırmalar şeklinde televizyon yayınlarında yansıtılmaktadır.Şiddet içerikli yayınlar insanların ilgilerini çeken bir alan olduğu için izlenme sayısının fazla olması amacıyla bunu ticari araç olarak kullanan yayıncılar da bulunmaktadır.Şiddet ve cinsel içerikler reytingleri etkilediğinden yayınlarda sık kullanılan konulardır.İnsanların bu konulardaki ilgilerinin sebebi ise meraktır.Ticari amaç uğruna bazı televizyon yayıncıları şiddet,cinsel içerikli yayınları abartarak yansıtmakta şiddeti meşrulaştırıcı bir araca dönüştürmektedir.Günümüz televizyon dünyasının gösteriminde olan saldırı,taciz,cinayetler,savaşlar vs.gibi olaylar insanlarda korku duygusunu oluşturmaktadır.Abartılmış şiddet sunumlarının  olması ve buna maruz kalan izleyicilerin korkunun esiri olmaları ve beraberinde oluşturacağı etkiler açısından televizyon önemli bir araç olarak görülmektedir.Birey televizyondaki şiddete ne kadar maruz kalırsa kendi dünyasında tehdit,şüphe,korku ve paranoyak etki gibi durumlar da artacaktır.Korku düzeyi arttıkça bireyin hayatı yönlü bir bakış açısıyla görmesi de zorlaşır.Örneğin;kişinin korku düzeyi arttıkça karşısına çıkacak olan olayları,durumları tehdit olarak algılayacağından,toplumsal,siyasal,ekonomik vb. bütün güç otoriterlerini kendisine kaynak gösterip  sıkıyönetiminde bütün değerlerini kabul eder hale gelebilmektedir.

TELEVİZYONDAKİ ŞİDDET İÇERİKLİ SAHNELER ÜZERİNE GEORGE GERBNER’İN FİKİRLERİ

Şiddetin davranışsal bir durumdan çok ideolojik bir olgu olduğunu savunan George Gerbner bu ideolojik olgunun televizyonda şiddetin etkisiyle olşutuğunu söylemektedir.Gerbner bu konuda klasik ekme teorisi ve acımasız dünya sendromu olmak üzere iki teori geliştirmiştir

1)Ekme Teorisi

Ekme teorisinde 3 temel model bulunmaktadır .Birincisi medya içeriklerinin üretmiş olduğu kurumsal süreçlerin araştırılması,analizden geçirilmesi,ikincisi medya içeriklerinin analiz edilmesi,üçüncüsü ise maruz kalınan medyanın insanların inançları ve davranışları arasında nasıl bir etki yarattığını analiz etmedir.Televizyonun insanın gündelik yaşamına etkisinin olup olmadığına dair çalışmalar yapan Gerbner,bu çalışmalar sonucunda televizyonda şiddet içerikli yayınların izlenme süresi ile günlük yaşamlarında şiddete eğilimin sıklığı arasında bir doğru orantı olduğunu söylemektedir.Bu kuramı savunanlara göre;televizyon izleyicilerin üzerinde başta bütünsel bir etki oluşturmaz,bu etki azar azar olup derece derece zamana bağlı bir biçimde ilerlemektedir.Televizyonda yansıtılanlar kültürel değerleri ve tutumları eker.Gerçekliği yansıtmayan bir araç olarak gördüğü televizyon izleyicilere de farklı bir dünya sunmaktadır.Gündelik yaşamdan daha fazla şiddet unsurlarını içeren bir araç olduğu sonucuna ulaşmıştır.Ekme kuramında gerçek dünya ile televizyonun sunmuş olduğu dünya ele alındığında televizyon dünyasının izleyicilerin davranışlarında değişiklikler yarattığının sonucuna varmaktadır.Ekme kuramının sonuçların biri de televizyonun izlenmesi tehlike faktörünü yükseltmekte ve bir güvensizlik duygusu oluşturmaktadır.Bu da bireyi kendi gerçek dünyasında risklerin,korkuların  ve güvensizliğin  dolu olduğu bir ortamda yetişmesine sebep olmaktadır.

Ekme sürecinin bitimi sonrasında ortaya çıkan olguyu ise acımasız dünya sendromu olarak adlandırmaktadır.

2.Acımasız Dünya Sendromu

Televizyon dünyasının,gerçek dünyadan daha fazla tehlike barındırdığını,korkuyu üst seviyelere çıkardığını ve çok acımasız olduğunu ifade eder.Buna bağlı olarak insanların korku dolu ve olumsuz bir yaşam şekli edinmelerine sebep olmaktadır.Bu sendromun belirleyicisi,anahtar kelimesi “sıklık” denilebilir.Televizyonun zararlı etkilerine daha az maruz kalan,kendisini bu sendroma karşı korumaya alan izleyicilerin televizyonu izleme süreleri iki saat civarındadır.Fakat bu süreyi geçen, özellikle  beş saat ve üzerini bulan bir izlenme süresi izleyicinin bu sendroma yenik düşmesi anlamına gelmektedir.Bu sendromun etkisinde olan kişilerin yaşamlarındaki risk faktörleri artmakla beraber televizyondaki şiddet ve güç unsurları  da meşrulaştırılmaktadır.  (İşıker, 2011)

TELEVİZYONDAKİ ŞİDDETİN POPÜLARİTE SEBEPLERİ

Televizyonda şiddetin çok fazla gösterilmesinin sebebi; şiddetin her kesime hitap edebilen,anlaşılması kolay  bir durum olmasındandır.Şiddete sürekli bir çözüm arayışları içine girmek,çok fazla dile getirilmesi,şiddetin yayılmasına sebep olmakta ve buna bağlı olarak şiddet,kültürün bir parçası olmaktadır.Bazı televizyon yayınlarının üstü kapalı olarak verilen şiddetin ödüllendirilmesi,ceza yaptırımlarının olmaması ve tepki gösterilmemesi yine şiddetin önüne geçişi zorlamakta ve meşrulaştırılmasına sebep olmaktadır.

Adaletin sağlanamadığı toplum yapısında kuralların bütününden otoriter sahipleri sorumlu tutulduğu için bu şiddet ve zararlı etkileri olan yayınların da kural koyucuları da yine bu güç sahibi kişilerdir.Bu kişiler tarafından cezaların verilmemesi,sınırlamaların konulmaması,eleştirilmemesi,meşru gösterilmesi adalete karşı bir güvensizliğin oluşumuna sebep olmaktadır.İçgüdüsel olan saldırganlık dürtüsünün gerçekte yaşanmasını engellemek,bu duyguyu bastırabilmek aracı olarak televizyondaki şiddet gösterimlerini izleyerek rahatlar,deşarj olmaktadır.Bir diğer popülarite sebebi ise şiddet insanların ilgisini çektiği bir alan olduğu için televizyon yayıncıları izlenme düzeyini yüksek tutmak için şiddet içerikli sahnelere yoğun bir şekilde yer vermektedir. (İşıker, 2011)

SONUÇ

Teknolojik bir ürün olarak televizyonun gündelik hayatın bir parçası haline gelmesi,bireyleri toplumsal hayatı bu ürünün aracılığıyla anlamlandırmaya ve gerçekliklerine bağlı tutmaya yönlendirmektedir.Televizyonda şiddet olayları ve gösterim biçimleri gerçekçi yansıtılmadığından izleyicilere ve yayıncılara bu anlamda bilinçlilik gerekmektedir.Televizyonda şiddet ve korku içeren sahneleri izlemekle gerçek hayatta şiddetin davranışlara yansıması arasında bir ilişki bulunmaktadır.Televizyondaki zararlı gösterimlerden etkilenenlerin en önemli belirleyicileri yaş ve eğitim düzeyidir.Yoğun televizyon izleyicileri ;televizyonun etkilerine karşı kendini korumaya alan insanlara göre daha fazla tehlike altında olup,zararlarından da kaçamamaktadırlar.Ekme teorisinin incelemelerine göre televizyondaki şiddetin bireyde yarattığı etkiler zamanla,kademeli bir biçimde oluşmaktadır.Acımasız Dünya Sendromu’na göre televizyondaki dünya korku unsurlarıyla dolu ve acımasızdır.Bu kuramın belirleyici faktörü,televizyonu izleme yoğunluğudur.Teevizyondaki şiddet gösterimleri bireylerde uyuşturucu etki yapar niteliktedir.Bu etki bireyin şiddete karşı duyarsızlaşmasına sebep olmaktadır.Televizyonda şiddet ve korku unsurlarının  yansıtılma sıklığı ne derece olursa olsun sebep olduğu zararlı etkiler de o oranda artmaktadır.Televizyon yayınlarında şiddetin gösterimleri farklılık göstermektedir.Televizyonda şiddet ve korkunun yoğun gösterildiği yayınlar;haber bültenleri,filmler,diziler,çizgi filmler,reality programları,reklamlar ve magazinlerdir.Televizyon yayınlarındaki şiddet ve korku gösterimleri eleştirel perspektiften bakılmalı ve bunlar dikkate alınıp,değerlendirilmezse şiddet kanıksanmış bir durum olmaktan çıkamayacaktır.Hayatın gerçeklikleri ile televizyon dünyasının gerçeklikleri bir olmadığından bilinçli izleyicileri bu gerçekliği sorgulamaya itmektedir.Televizyon kuruluşlarının şiddet ve korku içerikli program ya da yayınları abartısız,gerçeklikleriyle yansıtmalarında birey ve toplumun bütün yönleri açısından fayda sağlayacaktır.Haber bültenlerinde şiddet değeri yüksek görüntülerin buzlama yöntemi ya da herhangi bir teknik kullanılarak görüntünün izleyiciye net gösterilmemesi gerekmektedir.Çocukların algı düzeyleri yetişkin bireylerden farklı olduğu bilinciyle hareket edilmeli ,çocuk kanallarında şiddetin hiçbir çeşidine yer verilmemesi önemlidir.Reality programları ya da buna benzer şiddet ve korkuya sebep olabilecek programları bir bilim kurulunun onayından geçirdikten sonra yayınlanması daha doğru olacaktır.Şiddetin çözümlenmesinin sık sık gündeme getirilmesinden çok hukuki düzeyde işlerliğinin olması daha etkili olacaktır.Sebebi ne olursa olsun şiddetin önerilmemesi,ödüllendirilmemesi,teşvik edici davranışlarda,söylemlerde bulunulmaması ve onaylanmaması televizyonda şiddet ve korkuyu önlemede oldukça önemlidir.Şiddet ve korku gösterimlerinin reytingler uğruna kullanılmasından kaçınılması gerekmektedir.Televizyon ve iletişim kuruluşlarının izleyicilerden gelen herhangi bir istek ve şikayet değerlendirmeye alınırsa insanların televizyonu korku unsuru olarak görmeleri  de bir nebze engellenecektir.Çocukların ekran önüne geçtikleri zamandan,televizyon izleme süresi ve izleyecekleri hakkında bilgi sahibi olmaya kadar ebeveynlerin üzerinde durmaları,şiddet içerikli yayınların erişimini engellemeleri gerekmektedir.Akıllı ve koruyucu sembollerin bulunmadığı hiçbir yetişkin yayınını da izletmemeleri gerekmektedir. Televizyonda cinsel içerikli yayınların da önemi bilinip,bunların yayıncılar tarafından etkili bir şekilde sunmaları gerekmektedir.Şiddet ve korku unsurlarının yoğun bir biçimde işlenildiği televizyon

yayınlarına karşı korunmayı sağlayacak tedbirler yukarıda sayıldığı gibi olmakta bunlar haricinde olguların sorgulanması,öğrenilmesi bireye fayda sağlayacaktır.

 

 

Kaynakça

Andre, C. (2019). Korkunun Psikolojisi. C. Andre içinde, Korkunun Psikolojisi (s. 111). İSTANBUL: Say yayınları.

Budak, S. (2017). Engellenme-Saldırganlık Hipotezi. S. Budak içinde, Psikoloji Sözlüğü (s. 254). ANKARA: Bilim ve Sanat Yayınları .

İşıker, F. (2011). Televizyon Yayınlarında Şiddet. RTÜK, ANKARA.

Kırel, S. (1995). Erich From'un Şiddete Yaklaşımı ve Bir Örnek Film, "Falling Down-Sonun Başlangıcı". Dergipark, 266-273.

Köroğlu, E. (2014). Antisosyal kişilik bozukluğu. E. KÖROĞLU içinde, DSM-5 TANI ÖLÇÜTLERİ BAŞVURU EL KİTABI (s. 331). ANKARA: HYB yayınları.

Psikolog, A. (2017, Ocak 12). Küçük Albert Deneyi. PSİKOLOGANKARA.NET: https://www.psikologankara.net/kucuk-albert-deneyi.html adresinden alındı

Bu blogdaki popüler yayınlar

CARL GUSTAV VE JUNG VE FREUD

Adler'in Yaşamı ve Freud'la Düşünce Farklılıkları

SOSYAL FOBİ