Televizyonda Korku ve Şiddet Unsurunun İşlenişi
Konu:Televizyonda Korku ve Şiddet Unsurunun İşlenişi
Anahtar Kelimeler:Korku ve Şiddet,Televizyon,Şiddetin
Meşrulaştırılması ve Popülerliği
ÖZET
Korku ve şiddet kavramları hem insanı hem de toplumun kültürünü etkisi altına almaktadır.Bu
kavramları televizyon,bilgisayar,telefon,medya vs. gibi gündelik yaşamın
parçası haline gelen araçlarda görmek
mümkündür.Şiddetin korku kültürünün oluşumuna zemin hazırlaması yadsınamaz bir
durumdur.Televizyondaki şiddet ve korku unsurlarının işlenişi,zarar verici
etkileri ve bunların önlenmesi için yapılabilecekler bu araştırmanın konusunu
içermektedir.Şiddeti meşrulaştıran televizyon yayınlarının içeriklerine
eleştirel bir bakış açısıyla bakıp,sorgulamak şiddetin birey üzerindeki
etkilerini en aza indirecektir. Şiddetin ve korkunun insana bütün yönlerden
verdiği etkiyi açıklamak,şiddetin anlaşılması,farkındalığın
oluşturulması,bilinçli izleyiciler ve yayıncıların toplumun kültürünü başarılı
bir biçimde yansıtmaları şiddet ve korku olgusunun arka planda tutulduğu bir
dünyanın yaşanmasını sağlayacaktır. İzleyicilerin televizyondaki şiddet ve
korku unsurlarının bireydeki etkilerini,acımasız dünya sendromunu,duyarsızlık
gibi olumsuz bütün durumları öğrenip,bilinçli bir izleyici olmaya çalışması,bu
etkiden kişiyi koruyacak
önlemlerdendir.Bu araştırmanın da amacı bu kapsamda televizyon izleyicilerini
ve yayıncıları bilinçli davranmalarına katkı sağlamaktır.
GİRİŞ
Korku, tehdit anında hissedilen bir gerilim,kaçma
dürtüsü,kaslarda gerçekleşen bir gerginlik;algılanan tehlike karşısında oluşan
belirtilerdir,bunlar duygusal bir uyarılma durumunu oluşturur.Doğuştan gelen
bir korku yoktur.Korkular sonradan öğrenilir ve yeni bir korku oluşunca eski
korkular değişmekte ya da yok
olmaktadır.Korkunun kalıtımsal yönünden bahsedilebilir..Çünkü kalıtımsallığı psikolojik
süreçlerin hepsinde görmek mümkün.Korku da yapı itibariyle bir kısmı kalıtımsal
olup bir kısmı çevreseldir.Christophe
Andre korkunun normal bir duygu olduğunu belirtir,bu duygudan utanılmaması
gerektiğini,korkunun davranışları besleyen,güçlendiren bir unsur olduğunu söylemektedir.Tehlikelere
karşı savunmacı bir yapı kazandırması açısından korkunun yaşanması gerektiğini
savunur.
“Korkmak
doğaldır.Mesele korku hissetmeye başlamak değil,korkuya verilen tepki ve korku
karşısında paniklemektir.Dolayısıyla çözüm,korkuyu engellemek değil,neye mal
olursa olsun korkudan korkmamayı öğrenmek ve düzenli biçimde onu denetleme
alıştırmaları yapmaktır.Böylece yavaş yavaş korkunun etkili olması engellenecek
ve yoğunluğu azaltılacaktır.”
KORKU ÜZERİNE YAPILAN DENEY VE
DEĞERLENDİRMESİ
Küçük Albert Deneyi
Korkunun doğuştan gelen bir dürtü mü yoksa sonradan
kazanılan bir refleks mi olduğu sorusunun cevabını bulmak için davranışçılık
ekolünün kurucusu John B.Watson ve öğrencisi Rosaline Taylor,bunun deneyini 9
aylık olan bebek Albert’te denemeye karar verirler.Deneyin başında duygusal
testlerden geçen bebeğe daha önce hiç karşılaşmadığı nesneler gösterilir.Bu
nesneler;bir beyaz fare,maske,tavşan,kağıt parçalarıdır.Bebeğin bu nesnelere
koşulsuz tepki gösterip,göstermeyeceğini incelerler.Sonuçta ise bebek bu
nesnelerin hiçbirinden korkmaz,nesnelerle mutlu ve gülümsemektedir.Deneyin
2.kısmında ise bebeği sadece bir bez yatak bulunan boş bir odada
değerlendirirler.Bebeğin kaldığı odaya beyaz bir fare koyarlar.Deneyin
sonucunda Albert bu fareden de korkmamakta,fareyi sevmekte ve gülmektedir.3.kısımda ise rahatsız edici bir
ses mekanizması kullanırlar.Fareye her dokunulduğunda iki demir çubuğun
birbirine değdirilmesiyle çıkan rahatsız edici bir ses karşısında Albert ağlama
tepkisi gösterir.Fareye her dokunmasıyla aynı sese maruz kalan küçük
Albert,fareye karşı bir korku ve endişe duymaya başlar.Fareyi korku unsuru
olarak görür bunu böylece öğrenmiş olur.Deneyin bu sonucunda ise bebek artık
beyaz ve tüylü bir nesne karşısında korku hissedip,ağlamaktadır. Albert
tavşan,peruk,noel baba maskesi,tüylü canlı olan tüm nesnelerden artık
korkmaktadır.Başlarda çok sevdiği fare,deneyden sonra Albert’in korku nesnesi
durumuna geldi.Pavlov’un geliştirmiş olduğu Klasik Koşullanma deneyine dayanan
bu küçük Albert deneyi,etik açıdan tartışmalı bir konu iken bir yandan da
korkunun sonradan kazanılan bir refleks olduğu,korkunun doğuştan gelmediği ve
korkulan nesnenin benzerlerine de aynı tepkilerin verilmesi,nesnelerin
genelleştirilmesi sonucunu ortaya çıkarmaktadır.
Şiddet,öfke ve düşmanlık duygularının nesnelere ya da
kişilere yönelik eylemi,yıkıcı etkileri olan davranışın,duygunun ya da dürtünün
gücüdür.Şiddet sosyo-kültürel perspektifte incelendiğinde;kişi veya bir
toplumun sembolik,kültürel,fiziki,ahlaki bütünlüğüne karşı başka birey ya da grupların fiziksel veya verdiği
psikolojik zararlar olarak tanımlanabilir.Şiddetin bu perspektif üzerinde
etkili olduğu faktör sosyal ilişkilerdir.
Nöropsikolojik perspektifte şiddet;Beyinde hasar ya da
bozuklukların oluşması ve bu hasarların oluştuğu bölgeyle ilişkili davranış
bozukluklarına sebep olması,özellikle Anti-Sosyal Kişilik bozukluğu olan
bireylerde şiddet eğilimi yüksektir.
Dsm-5 tanı ölçütleri kapsamında Anti-Sosyal Kişilik
Bozukluğu:
“Sık sık yalan söyleme,takma adlar kullanma ya da
kişisel çıkarı ya da zevki için başkalarını dolandırma ile belirli
düzmecilik(sahtekarlık).
Sık sık kavga dövüşlere katılma ya da başkalarının
hakkına el uzatma ile belirli olmak üzere sinirlilik ve saldırganlık.
Başkasını incitmesi,başkasına kötü davranması ya da
başkasından çalması durumunda aldırmazlık gösterme ya da yaptıklarına kendince
bir kılıf uydurma ile belirli olmak üzere vicdan azabı çekmeme(pişmanlık
duymama).”
ŞİDDETİN TÜRLERİ
1.Psikolojik Şiddet
Bireyin yaşam kalitesi ve sağlığını olumsuz yönde
etkileyen davranışlar,kişinin incitilmesi,sosyal ilişkilerinin
engellenmesi,zedelenmesi,kişinin tehdit ve baskı altında bırakılması psikolojik
şiddet olarak tanımlanmaktadır.
2.Fiziksel Şiddet
Bireyin bedenine acı verecek ve yaralayacak şekilde
doğrudan uygulanan vurma,tekmeleme,silah ya da kesici aletlerle zarar verme
gibi eylemlerin yaşandığı sürece fiziksel şiddet denir.Fiziksel şiddet yaşayan
bireylerin psikolojik şiddet sürecinden de geçtiği söylenebilir.Kişinin
kendisine yönelik yaptığı intihar eylemleri de fiziksel şiddete girmektedir.En
sık görülen ve anlaşılması kolay olan bu şiddet türünü televizyonda;haber
bültenlerinde,reality programlarında,dizilerde sık görmek mümkün.
3.Ekonomik Şiddet
Bireyin ekonominin güç kaynaklarını kullanımında
zorluk çekmek,bu kaynakları tehdit ya da baskı aracı olarak göstermek ekonomik
şiddeti ifade etmektedir.Ekonomik durumu düşük bireylerin şiddet eğilimlerinin
yüksek olduğu söylenebilir.Kendi barınma ve beslenme ihtiyaçlarını
karşılayamayan kişinin saldırganlık dürtüsü yüksek olmakta ve şiddeti bir çözüm
aracı olarak görmektedir.
4.Cinsel Şiddet
Cinsel şiddet,genellikle fiziksel şiddeti de içinde
barındıran,cinsel içerikli söz ve tutumlar,cinsel ilişkiye zorlanılması vb.
gibi eylemlerin gerçekleşmesi cinsel şiddet olarak tanımlanmaktadır.Günümüz
toplumunda çocuktan,kadına,hayvana kadar gerçekleşen televiyon
haberlerinde de gündemden düşmeyen
konulardan olmuştur.
5.Sözel Şiddet
Bireyin
aşağılanması,küçümsenmesi,azarlanması,bağırılması vb.sözle gerçekleşen bir
şiddet türüdür.Sözel şiddete başvurmanın temel sebebi kişide korku duygusunu
uyarmaktır.Bu şiddet türünün çoğu eylemi psikolojik şiddeti de içermektedir.
DÜŞÜNÜRLERDEN ŞİDDETİN PSİKOLOJİK KÖKENLERİ
Psikanalitik kuramın kurucusu Sigmund Freud’a göre
saldırganlık içgüdüsel olup bütün insanlarda bulunur.Boyutu ve gösteriş biçimi
kişiden kişiye değişiklik gösterir.Bu içgüdüyü ortadan kaldıran öğeleri de
libidonu görevi sayar. Le Bon saldırganlığın toplumların doğasında var olduğunu
ileri sürmüş ve bunu da ırksal bilinçaltı sayesinde aktarıldığını savunur.Erich
From’a göre saldırganlığın olumlu ve olumsuz iki boyutu bulunmaktadır.Olumlu
olanı insanın kendisini savunmaya dayalı olduğu saldırganlık, olumsuz olanı ise
kötü huylu olanıdır. Bireysel psikoloji ekolünün kurucusu Alfred Adler eksiklik
duygusu terimini de ortaya atarak saldırganlığın toplumsallık duygusunun eksik
olmasından kaynaklandığını savunmaktadır.Bu duygunun eksik olması bireyi
yaşamın olumsuz taraflarına çekmektedir.Bir gruba üye olmak,kendini dış
dünyadan soyutlamaktan kurtaran insanlar normal davranış
sergilerken,başaramayanlar ise normal dışı davranış sergilerler.
ŞİDDETİN NEDENLERİ
Psikolojik nedenler:
Psikolojik sebeplerin başında engellenme teorisi
gelmektedir.Engellenme;saldırganlığa her zaman yol açtığını ve her
saldırganlığın,daha öncesinde bireylerin bir engellenme yaşadığı söz konusu
bir teoridir.Bu teoride şiddet içerikli
bütün suç davranışlarının temelinde bu ya da şu türden engellenmelerin olduğunu
söylemektedir.
Acımasız dünya sendromundan dolayı
insanlar,televizyonda şiddetin farklı ve yeni stillerini öğrenmekte,öfke ve
saldırganlığa karşı engelleyici kontrol mekanizması devre dışı olabilmekte bu
durumda insanların duyarsızlaşmalarına,şiddete ve saldırganlığa yönelmelerine
yol açmaktadır.
Biyolojik Nedenler:
Hormanlar ve cinsiyetin biyolojik kaynaklarda
belirleyici olmasının sebeplerinden biri yapılan çalışmalar sonucu erkeklerin
androjen hormon düzeyinin saldırganlıkla ilişkili olduğunu
saptamalarıdır.Kadınlık hormonu olan östrojeninde kavgacılıkla ilişkili olduğu
ifade edilmektedir.Saldırganlığın cinsel uyarılmayla da ilişkisi
bulunmaktadır.Hayvanlarda ve insanlarda bu dürtünün düzeyindeki herhangi bir
anormallik saldırgan davranışlara sebep olabilmektedir.Bir diğer biyolojik
sebep ağrılardır.Fiziksel bir acı ya da herhangi bir ağrı insanlar üzerinde
zarar verici ya da incitici davranışlarda bulunma gibi bir etki
bırakabilmektedir.Kullanılan ilaçlar,uyuşturucu ya da alkol gibi maddeler de
insanı biyolojik açıdan etkilediği için yan etki olarak saldırganlık ya da
sakinleştirici etkiler yaratmaktadır.Beynin anatomik yapısı da bu anlamda
belirleyicidir.Korku ve öfke gibi duyguların oluşumu beynin yapısında bulunduğundan;beyinde
bu bölgelerde problem yaşayan insanlarda saldırganlık davranışları
gözlenmektedir.
Sosyal Nedenler:
Sosyal nedenlerin kaynağında toplumsal kurum ve
kuruluşların sağlıksız işletilmesi,özellikle aile ve okullarda yaşanan herhangi
bir aksaklık ya da şiddete maruz kalınması bireyleri etkisi altına
alacaktır.Bazı toplumların şiddet uygulayıcı maddelerin(silah,patlayıcı ve
kesici aletler vb.)üretmeleri,bunlara kolay bir şekilde ulaşabilmeleri de
şiddetin önüne geçilemez bir durum haline gelmektedir.Çok çocuklu aile yapısı
ve maddi imkansızlıklar,şiddeti kültürün bir parçası olarak gören toplum
yapısı,kan davaları,çete üyeleri,alkol ve uyuşturucu kullanımının yaygın olduğu
buna erişiminde kolay olduğu toplumların
varlığı şiddeti de beraberinde getirmektedir.
Çevresel Nedenler:
Çevresel nedenlerde;hava kirliliği,kimyasal ürünlere
maruz kalınma,kişinin uyarılmasına sebep olmaktadır.Gürültü ve rahatsız edici
sesler insanın öfke kontrol mekanizmasını devreye sokmakta ve bunun kontrolünü
sağlıklı bir biçimde yaşayamayan insanlarda saldırganlık davranışları
gözlenmektedir.Kalabalık ortamlarda bulunmak da bir diğer sebep olarak
gösterilebilir.Çünkü insanlar kalabalık yerlerde işlerini kolay
yürütemeyebilir,çeşitli zorluklarla karşılaşabilirler bu anlamda insanların
agresif bir tavır takınmaları normal karşılanır.Fakat bunun düzeyi
saldırganlıkla ilişkili olduğundan şidddete de sebep olabilmektedir.
ŞİDDETİN ETKİLERİ
Psikolojik olarak;çaresizlik,korku,utanç,endişe,güvensizlik,üzüntü,öfke,içe
kapanma,suçluluk vb. yaşanan duygulardır,bunun haricinde uyku bozuklukları,beslenme
bozuklukları,cinsel şiddet sonrası cinsel isteksizlik,intihar düşünceleri gibi
etkileri olmaktadır.
Fiziksel olarak;Kalıcı izler,yaralanmalar,istenilmeyen
gebelikler,sakat kalmalar,cinsel yolla bulaşan hastalıklar vb gibi etkileri
olmaktadır.
Sosyal olarak;Aile,arkadaş ve iş yaşamında bozuk
ilişkiler,gerginlikler buna bağlı olarak korku,çekingenlik ve yalnız hissetmek
gibi etkileri bulunmaktadır.
GELİŞME
KORKU VE ŞİDDETİN TELEVİZYONDA İŞLENİŞİ
Şiddetin televizyonda kısa süre tutulmaması ve abartılara yer veren şiddet
içerikli sahneleri gerek haber bültenlerinde gerek dizilerde gerekse de çizgi
filmlere kadar görmek mümkün.Bu anlamda şiddet ;televizyonda bir araç olmaktan
çok amaç haline gelmiş durumdadır. Televizyondaki görüntüler gerçek olmayan
fakat gerçeğin bir göstergesi olarak nitelendirilmektedir.Şiddet ise bazen üstü
örtülü bazen de açık bir biçimde bir şekilde yansıtılır.Özellikle fiziksel
şiddetin yoğun olduğu bu göstergeler toplumların dikkatini çekmekte ve
saldırganlığa özendirici bir tavır takınmalarına sebep olmaktadır.Gündelik
hayattaki gerçeklik ile televizyondaki dünyanın gerçekliği arasında çok fark
vardır.Örneğin;Televizyonda bir günde izlenen sayısız şiddet gösterimleri
günlük hayatta rastlanan durumlar değildir.Bu anlamda televizyondaki gerçeklik
dünyası ile hayatın gerçekleri bir tutulmamalıdır.Televizyondaki şiddetin
gösterim şekilleri farklıdır.Örneğin;çocuk yayınlarında şiddet eğlendirici
unsurlar içerilerek yansıtılır.Çocuğa verilmek istenen mesaj aslında iyilerin
hak mücadelesindeki zaferi ,kötülerin ise bu mücadeleyi kaybedeceklerini
göstermek fakat bunun yanlış yansıtılması çocuk üzerinde şiddeti özendirici ve
şiddeti meşrulaştırıcı etkiler yaratmaktadır.Televizyondaki korku unsuru şiddet
gösteriminden kaynaklanır.Şiddet yayınlarını izleyen sessiz,çekingen bir
çocukta içe kapanıklık ve bir korkaklık ruh halinin oluşumuna zemin
hazırlamaktadır.Televizyondaki şiddetin bir diğer etki kurbanı ise
kadınlardır.Bu şiddetin açık ya da örtülü her şeklini televizyon yayınlarında
görmek mümkün.Şiddetin geleneksel bağlamsal ele alınıp,bu tür sebeplere
dayandırıp izleyicilerde bu şiddetin haklı ya da gerekli olduğu izlenimleri
oluşturulmaktadır.Kadına yönelik şiddet aşağılama,küçük
düşürme,taciz,tecavüz,kaçırmalar şeklinde televizyon yayınlarında
yansıtılmaktadır.Şiddet içerikli yayınlar insanların ilgilerini çeken bir alan
olduğu için izlenme sayısının fazla olması amacıyla bunu ticari araç olarak
kullanan yayıncılar da bulunmaktadır.Şiddet ve cinsel içerikler reytingleri
etkilediğinden yayınlarda sık kullanılan konulardır.İnsanların bu konulardaki
ilgilerinin sebebi ise meraktır.Ticari amaç uğruna bazı televizyon yayıncıları şiddet,cinsel
içerikli yayınları abartarak yansıtmakta şiddeti meşrulaştırıcı bir araca
dönüştürmektedir.Günümüz televizyon dünyasının gösteriminde olan
saldırı,taciz,cinayetler,savaşlar vs.gibi olaylar insanlarda korku duygusunu
oluşturmaktadır.Abartılmış şiddet sunumlarının
olması ve buna maruz kalan izleyicilerin korkunun esiri olmaları ve
beraberinde oluşturacağı etkiler açısından televizyon önemli bir araç olarak
görülmektedir.Birey televizyondaki şiddete ne kadar maruz kalırsa kendi dünyasında
tehdit,şüphe,korku ve paranoyak etki gibi durumlar da artacaktır.Korku düzeyi
arttıkça bireyin hayatı yönlü bir bakış açısıyla görmesi de
zorlaşır.Örneğin;kişinin korku düzeyi arttıkça karşısına çıkacak olan
olayları,durumları tehdit olarak algılayacağından,toplumsal,siyasal,ekonomik
vb. bütün güç otoriterlerini kendisine kaynak gösterip sıkıyönetiminde bütün değerlerini kabul eder
hale gelebilmektedir.
TELEVİZYONDAKİ ŞİDDET İÇERİKLİ SAHNELER
ÜZERİNE GEORGE GERBNER’İN FİKİRLERİ
Şiddetin davranışsal bir durumdan çok ideolojik bir
olgu olduğunu savunan George Gerbner bu ideolojik olgunun televizyonda şiddetin
etkisiyle olşutuğunu söylemektedir.Gerbner bu konuda klasik ekme teorisi ve
acımasız dünya sendromu olmak üzere iki teori geliştirmiştir
1)Ekme Teorisi
Ekme teorisinde 3 temel model bulunmaktadır .Birincisi
medya içeriklerinin üretmiş olduğu kurumsal süreçlerin araştırılması,analizden
geçirilmesi,ikincisi medya içeriklerinin analiz edilmesi,üçüncüsü ise maruz
kalınan medyanın insanların inançları ve davranışları arasında nasıl bir etki
yarattığını analiz etmedir.Televizyonun insanın gündelik yaşamına etkisinin
olup olmadığına dair çalışmalar yapan Gerbner,bu çalışmalar sonucunda
televizyonda şiddet içerikli yayınların izlenme süresi ile günlük yaşamlarında
şiddete eğilimin sıklığı arasında bir doğru orantı olduğunu söylemektedir.Bu
kuramı savunanlara göre;televizyon izleyicilerin üzerinde başta bütünsel bir
etki oluşturmaz,bu etki azar azar olup derece derece zamana bağlı bir biçimde
ilerlemektedir.Televizyonda yansıtılanlar kültürel değerleri ve tutumları
eker.Gerçekliği yansıtmayan bir araç olarak gördüğü televizyon izleyicilere de
farklı bir dünya sunmaktadır.Gündelik yaşamdan daha fazla şiddet unsurlarını
içeren bir araç olduğu sonucuna ulaşmıştır.Ekme kuramında gerçek dünya ile
televizyonun sunmuş olduğu dünya ele alındığında televizyon dünyasının
izleyicilerin davranışlarında değişiklikler yarattığının sonucuna varmaktadır.Ekme
kuramının sonuçların biri de televizyonun izlenmesi tehlike faktörünü
yükseltmekte ve bir güvensizlik duygusu oluşturmaktadır.Bu da bireyi kendi
gerçek dünyasında risklerin,korkuların ve
güvensizliğin dolu olduğu bir ortamda
yetişmesine sebep olmaktadır.
Ekme sürecinin bitimi sonrasında ortaya çıkan olguyu
ise acımasız dünya sendromu olarak adlandırmaktadır.
2.Acımasız Dünya Sendromu
Televizyon dünyasının,gerçek dünyadan daha fazla
tehlike barındırdığını,korkuyu üst seviyelere çıkardığını ve çok acımasız
olduğunu ifade eder.Buna bağlı olarak insanların korku dolu ve olumsuz bir
yaşam şekli edinmelerine sebep olmaktadır.Bu sendromun belirleyicisi,anahtar
kelimesi “sıklık” denilebilir.Televizyonun zararlı etkilerine daha az maruz
kalan,kendisini bu sendroma karşı korumaya alan izleyicilerin televizyonu
izleme süreleri iki saat civarındadır.Fakat bu süreyi geçen, özellikle beş saat ve üzerini bulan bir izlenme süresi
izleyicinin bu sendroma yenik düşmesi anlamına gelmektedir.Bu sendromun
etkisinde olan kişilerin yaşamlarındaki risk faktörleri artmakla beraber
televizyondaki şiddet ve güç unsurları da meşrulaştırılmaktadır.
TELEVİZYONDAKİ ŞİDDETİN POPÜLARİTE SEBEPLERİ
Televizyonda şiddetin çok fazla gösterilmesinin
sebebi; şiddetin her kesime hitap edebilen,anlaşılması kolay bir durum olmasındandır.Şiddete sürekli bir
çözüm arayışları içine girmek,çok fazla dile getirilmesi,şiddetin yayılmasına
sebep olmakta ve buna bağlı olarak şiddet,kültürün bir parçası olmaktadır.Bazı
televizyon yayınlarının üstü kapalı olarak verilen şiddetin
ödüllendirilmesi,ceza yaptırımlarının olmaması ve tepki gösterilmemesi yine
şiddetin önüne geçişi zorlamakta ve meşrulaştırılmasına sebep olmaktadır.
Adaletin sağlanamadığı toplum yapısında kuralların
bütününden otoriter sahipleri sorumlu tutulduğu için bu şiddet ve zararlı
etkileri olan yayınların da kural koyucuları da yine bu güç sahibi
kişilerdir.Bu kişiler tarafından cezaların verilmemesi,sınırlamaların
konulmaması,eleştirilmemesi,meşru gösterilmesi adalete karşı bir güvensizliğin
oluşumuna sebep olmaktadır.İçgüdüsel olan saldırganlık dürtüsünün gerçekte
yaşanmasını engellemek,bu duyguyu bastırabilmek aracı olarak televizyondaki
şiddet gösterimlerini izleyerek rahatlar,deşarj olmaktadır.Bir diğer popülarite
sebebi ise şiddet insanların ilgisini çektiği bir alan olduğu için televizyon
yayıncıları izlenme düzeyini yüksek tutmak için şiddet içerikli sahnelere yoğun
bir şekilde yer vermektedir.
SONUÇ
Teknolojik bir ürün olarak televizyonun gündelik
hayatın bir parçası haline gelmesi,bireyleri toplumsal hayatı bu ürünün
aracılığıyla anlamlandırmaya ve gerçekliklerine bağlı tutmaya yönlendirmektedir.Televizyonda
şiddet olayları ve gösterim biçimleri gerçekçi yansıtılmadığından izleyicilere
ve yayıncılara bu anlamda bilinçlilik gerekmektedir.Televizyonda şiddet ve
korku içeren sahneleri izlemekle gerçek hayatta şiddetin davranışlara yansıması
arasında bir ilişki bulunmaktadır.Televizyondaki zararlı gösterimlerden
etkilenenlerin en önemli belirleyicileri yaş ve eğitim düzeyidir.Yoğun
televizyon izleyicileri ;televizyonun etkilerine karşı kendini korumaya alan
insanlara göre daha fazla tehlike altında olup,zararlarından da
kaçamamaktadırlar.Ekme teorisinin incelemelerine göre televizyondaki şiddetin
bireyde yarattığı etkiler zamanla,kademeli bir biçimde oluşmaktadır.Acımasız
Dünya Sendromu’na göre televizyondaki dünya korku unsurlarıyla dolu ve
acımasızdır.Bu kuramın belirleyici faktörü,televizyonu izleme
yoğunluğudur.Teevizyondaki şiddet gösterimleri bireylerde uyuşturucu etki yapar
niteliktedir.Bu etki bireyin şiddete karşı duyarsızlaşmasına sebep
olmaktadır.Televizyonda şiddet ve korku unsurlarının yansıtılma sıklığı ne derece olursa olsun
sebep olduğu zararlı etkiler de o oranda artmaktadır.Televizyon yayınlarında
şiddetin gösterimleri farklılık göstermektedir.Televizyonda şiddet ve korkunun
yoğun gösterildiği yayınlar;haber bültenleri,filmler,diziler,çizgi filmler,reality
programları,reklamlar ve magazinlerdir.Televizyon yayınlarındaki şiddet ve
korku gösterimleri eleştirel perspektiften bakılmalı ve bunlar dikkate
alınıp,değerlendirilmezse şiddet kanıksanmış bir durum olmaktan
çıkamayacaktır.Hayatın gerçeklikleri ile televizyon dünyasının gerçeklikleri
bir olmadığından bilinçli izleyicileri bu gerçekliği sorgulamaya
itmektedir.Televizyon kuruluşlarının şiddet ve korku içerikli program ya da
yayınları abartısız,gerçeklikleriyle yansıtmalarında birey ve toplumun bütün
yönleri açısından fayda sağlayacaktır.Haber bültenlerinde şiddet değeri yüksek
görüntülerin buzlama yöntemi ya da herhangi bir teknik kullanılarak görüntünün
izleyiciye net gösterilmemesi gerekmektedir.Çocukların algı düzeyleri yetişkin
bireylerden farklı olduğu bilinciyle hareket edilmeli ,çocuk kanallarında
şiddetin hiçbir çeşidine yer verilmemesi önemlidir.Reality programları ya da
buna benzer şiddet ve korkuya sebep olabilecek programları bir bilim kurulunun
onayından geçirdikten sonra yayınlanması daha doğru olacaktır.Şiddetin
çözümlenmesinin sık sık gündeme getirilmesinden çok hukuki düzeyde işlerliğinin
olması daha etkili olacaktır.Sebebi ne olursa olsun şiddetin
önerilmemesi,ödüllendirilmemesi,teşvik edici davranışlarda,söylemlerde
bulunulmaması ve onaylanmaması televizyonda şiddet ve korkuyu önlemede oldukça
önemlidir.Şiddet ve korku gösterimlerinin reytingler uğruna kullanılmasından
kaçınılması gerekmektedir.Televizyon ve iletişim kuruluşlarının izleyicilerden
gelen herhangi bir istek ve şikayet değerlendirmeye alınırsa insanların
televizyonu korku unsuru olarak görmeleri de bir nebze engellenecektir.Çocukların ekran
önüne geçtikleri zamandan,televizyon izleme süresi ve izleyecekleri hakkında
bilgi sahibi olmaya kadar ebeveynlerin üzerinde durmaları,şiddet içerikli
yayınların erişimini engellemeleri gerekmektedir.Akıllı ve koruyucu sembollerin
bulunmadığı hiçbir yetişkin yayınını da izletmemeleri gerekmektedir. Televizyonda
cinsel içerikli yayınların da önemi bilinip,bunların yayıncılar tarafından
etkili bir şekilde sunmaları gerekmektedir.Şiddet ve korku unsurlarının yoğun
bir biçimde işlenildiği televizyon
yayınlarına karşı korunmayı sağlayacak tedbirler
yukarıda sayıldığı gibi olmakta bunlar haricinde olguların sorgulanması,öğrenilmesi
bireye fayda sağlayacaktır.
Kaynakça
Andre, C. (2019). Korkunun Psikolojisi. C. Andre içinde, Korkunun
Psikolojisi (s. 111). İSTANBUL: Say yayınları.
Budak, S. (2017). Engellenme-Saldırganlık Hipotezi. S. Budak
içinde, Psikoloji Sözlüğü (s. 254). ANKARA: Bilim ve Sanat Yayınları .
İşıker, F. (2011). Televizyon Yayınlarında Şiddet. RTÜK,
ANKARA.
Kırel, S. (1995). Erich From'un Şiddete Yaklaşımı ve Bir
Örnek Film, "Falling Down-Sonun Başlangıcı". Dergipark,
266-273.
Köroğlu, E. (2014). Antisosyal kişilik bozukluğu. E. KÖROĞLU
içinde, DSM-5 TANI ÖLÇÜTLERİ BAŞVURU EL KİTABI (s. 331). ANKARA: HYB
yayınları.
Psikolog, A. (2017, Ocak 12). Küçük Albert Deneyi.
PSİKOLOGANKARA.NET: https://www.psikologankara.net/kucuk-albert-deneyi.html
adresinden alındı
